Saîd bin el-Müseyyeb dedi ki:
Ümmü Cemîl'in çok değerli bir gerdanlığı vardı. O şöyle demişti: “Onu Muhammed'e düşmanlık yolunda mutlaka harcayacağım.” Bunun üzerine Allah, onun bu gerdanlığının karşılığı olarak boynuna ateşten örülmüş bir ip takılmasını takdir etti. İbn Cerîr dedi ki: Bize Ebu Kureyb anlattı, bize Vekî’, eş-Şa’bî’den naklen onun azatlısı Suleym’den anlattı, eş-Şa’bî dedi ki:
“el-Mesed” ; liftir (liften bükülmüş iptir)." Urve bin ez-Zubeyr ise şöyle dedi:
“el-Mesed”; boyu yetmiş arşın olan bir zincirdir." Sevrî’den nakledildiğine göre: "O, uzunluğu yetmiş arşın olan ateşten bir gerdanlıktır." el-Cevherî dedi ki:
“el-Mesed”; liftir.
“el-Mesed” aynı zamanda liften veya hurma yaprağından bükülmüş iptir; bazen de deve derilerinden veya onların yünlerinden (tüylerinden) olur. İpi sağlamca büktüğüm zaman (Arapçada) 'Mesedtü'l-hable' denir." Mücâhid: “Boynunda mesedden bir ip vardır.” sözü hakkında:
Yani: “Boynunda demirden bir halka vardır.” Arapların, çıkrık makarasına da “el-Mesed” dediklerini görmez misin? İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize babam ve Ebu Zür’a anlattı, ikisi dediler ki: Bize Abdullah bin ez-Zübeyr el-Humeydî anlattı, bize Süfyân anlattı, bize el-Velîd bin Kesîr, Ebu Bedr’den, o da Ebu Bekir’in kızı Esmâ’dan rivayet etti. Esmâ şöyle demiştir:
“Tebbet yedâ Ebî Leheb” sûresi nazil olunca tek gözlü olan Ümmü Cemîl bint Harb öfkeli ve feryat eder bir halde geldi. Elinde bir taş vardı ve şöyle söylüyordu: “Müzemmem'e (kınanmışa) karşı çıktık, Dininden nefret ettik, Emrine de isyan ettik.” Bu sırada Rasûlullah ﷺ mescitte oturuyordu ve yanında Ebû Bekir vardı. Ebû Bekir onu görünce: “Ey Allah'ın Rasûlü! Geliyor. Sana zarar vermesinden korkuyorum.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: “O beni göremeyecektir.” Ardından kendisini koruyacak şekilde Kur'ân'dan bir ayet okudu. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kur’ân okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz.” (İsra 45) Ümmü Cemîl geldi, Ebû Bekir'in yanında durdu; fakat Rasûlullah ﷺ'i görmedi. Sonra: “Ey Ebû Bekir! Bana arkadaşının beni hicvettiği haber verildi.” dedi. Ebû Bekir: “Bu Kâbe'nin Rabbine yemin olsun ki seni hicvetmedi.” dedi. Bunun üzerine geri döndü ve şöyle diyordu: “Kureyş iyi bilir ki ben onların efendisinin kızıyım.” (Râvi) dedi ki: Velîd kendi hadisinde veya bir başkası dedi ki
Ümmü Cemîl, Kâbe'yi tavaf ederken elbisesine takılıp tökezledi ve: “Kahrolsun Müzemmem (kınanmışa)
!” dedi. Bunun üzerine Abdülmuttalib’in kızı Ümmü Hakîm şöyle dedi:
“Ben iffetli bir kadınım; bu yüzden kötü söz söylemem. Akıllı ve anlayışlı biriyim; bu yüzden çirkin işler yapmam. İkimiz de aynı soydanız. Bunun ötesinde hakikati Kureyş daha iyi bilir.”
Hâfiz Ebu Bekir el-Bezzâr dedi ki: Bize İbrâhim bin Saîd ve Ahmed bin İshak anlattı, ikisi dediler ki: Bize Ebu Ahmed anlattı, bize Abdusselâm bin Harb, Atâ bin es-Sâib’den, o Saîd bin Cubeyr’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti:
“Tebbet yedâ Ebî Leheb” sûresi nazil olunca Ebû Leheb'in hanımı geldi. Rasûlullah ﷺ oturuyordu, yanında da Ebû Bekir vardı. Ebû Bekir: “Biraz kenara çekilseniz; size zarar vermesinden korkuyorum.” dedi. Rasûlullah ﷺ ise: “Benimle onun arasına engel konulacaktır.” buyurdu. Kadın geldi ve Ebû Bekir'in yanında durdu. Sonra: “Ey Ebû Bekir! Arkadaşın bizi hicvetti.” dedi. Ebû Bekir: “Bu evin Rabbine yemin olsun ki o ne şiir söyler ne de şiir diliyle konuşur.” dedi. Kadın: “Şüphesiz sen doğrulanan bir kimsesin.” diyerek ayrıldı. Kadın gittikten sonra Ebû Bekir: “Seni görmedi mi?” diye sordu. Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: “Hayır. O ayrılıncaya kadar bir melek beni sürekli örtüp gizledi.”
Ebû Bekir el-Bezzâr daha sonra şöyle demiştir: “Ebû Bekir'den gelen bu rivayetin bundan daha güzel bir senedle nakledildiğini bilmiyoruz.”
Bazı ilim ehli, Allah Teâlâ'nın: “Boynunda mesedden bir ip olduğu halde.” âyeti hakkında şöyle demişlerdir: Yani onun boynunda Cehennem ateşinde bulunan bir ip olacaktır. O iple cehennemin kenarına kadar çekilecek, sonra aşağıya atılacaktır. Bu durum sürekli olarak tekrarlanacaktır. Ebu’l-Hattâb bin Dihye
et-Tenvîr adlı eserinde şöyle demiştir: Bu görüş rivayet edilmiştir. Burada
“el-Mesed” kelimesiyle kova ipi kastedilmiştir.
Ebu Hanîfe ed-Dîneverî
Kitâbü'n-Nebât adlı eserinde şöyle demiştir: “Her mesed, bir kova ipidir.” Bu konuda şu şiiri nakletmiştir:
“Bir çıkrık, bir mil,Sağlamca bükülmüş bir ip,
Ve mağarada saklanmış kendirden yapılmış bir halat...”
(İbn Dihye) dedi ki: 'El-Abak; kendirdir (kenevirdir).
Bir başka şair de şöyle demiştir:
“Ey hurma lifinden örülmüş ip! (mesedü'l-hûs)
Benden Allah'a sığın.
Eğer sen yumuşak ve esnek isen,
Ben de istediğim zaman sertleşen ak saçlı bir ihtiyarım.”
Âlimler şöyle demişlerdir:
Bu sûrede açık bir mûcize ve nübüvvete dair apaçık bir delil bulunmaktadır.
Çünkü Allah Teâlâ: “Yakında o, alevli bir ateşe girip yanacak; Karısı da… Hem de boynunda liften örülmüş bir ip olacak ve onunla odun taşıyacak..” buyurarak, Ebû Leheb ile hanımının bedbaht olacaklarını ve iman etmeyeceklerini haber vermiştir
ve ne gizlide ne açıkta, ne içten ne de dıştan (görünüşte) o ikisinden hiçbirine iman etmek asla nasip olmamıştır (böyle bir şey takdir edilmemiştir).
İşte bu durum, Rasûlullah ﷺ'in peygamberliğine dair en güçlü, en parlak ve en açık delillerden biridir.