Nasr Sûresi
Daha önce, bu sûrenin Kur’ân’ın dörtte birine denk olduğu, “İzâ Zülzilet” sûresinin de Kur’ân’ın dörtte birine denk olduğu zikredilmişti.
Nesâî dedi ki: Bize Muhammed bin İsmâil bin İbrâhim haber verdi, bize Ca’fer, Ebu’l-Umays’tan haber verdi –(hâ) yani başka bir isnad zinciri– ve bize Muhammed bin Süleymân haber verdi, bize Ca’fer bin Avn anlattı, bize Ebu’l-Umays, Abdülmecîd bin Süheyl’den, o Ubeydullah bin Abdullah bin Utbe’den rivayet etti. O şöyle dedi: İbn Abbas bana dedi ki: ‘Ey İbn Utbe! Kur’ân’dan indirilen son sûrenin hangisi olduğunu biliyor musun?’ Ben: ‘Evet, “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,” sûresidir’ dedim. Bunun üzerine: ‘Doğru söyledin’ dedi.”
Hâfiz Ebu Bekir el-Bezzâr ile el-Beyhakî, Mûsâ bin Ubeyde er-Rabazî’nin hadisinden, o Sadaka bin Yesâr’dan, onun da İbn Ömer’den rivayet ettiği hadiste şöyle nakletmişlerdir: “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,” sûresi, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) Teşrîk günlerinin ortasında indirildi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bunun bir veda [işareti] olduğunu anladı. Sonra Kasvâ adlı devesinin hazırlanmasını emretti; deve hazırlandı. Ardından ayağa kalktı ve insanlara hitap etti. Bu esnada meşhur hutbesini zikretti [irad buyurdu].”
Hâfiz el-Beyhakî dedi ki: Bize Ali bin Ahmed bin Abdân haber verdi, bize Ahmed bin Ubeyd es-Saffâr haber verdi, bize el-Esfâtî anlattı, bize Saîd bin Suleymân anlattı, bize Abbâd bin el-Avvâm, Hilâl bin Habbâb’dan, o İkrime’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: ‘“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,” sûresi nazil olunca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Fâtıma’yı çağırdı ve:“Bana nefsimin [vefatımın yaklaşmakta olduğu] haberi verildi.” buyurdu. Bunun üzerine Fâtıma ağladı. Sonra güldü. Fâtıma dedi ki:
“Bana, kendisine vefatının haber verildiğini bildirdi; ben de ağladım. Sonra: “Sabret; çünkü ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin”buyurdu. Bunun üzerine güldüm.”’
Nesâî de bunu –ileride geleceği üzere– Fâtıma’nın zikrini yapmaksızın rivayet etmiştir.
Buhârî dedi ki: Bize Mûsâ bin İsmâil anlattı, bize Ebu Avâne, Ebu Bişr’den, o Saîd bin Cübeyr’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: Ömer beni Bedir’e katılmış yaşlı sahâbîlerle birlikte meclisine alırdı. Sanki onlardan bazıları içlerinde bundan hoşnutsuzluk duydular ve:
‘Bizim onun yaşında oğullarımız olduğu hâlde, neden bu çocuk bizimle birlikte meclise alınıyor?’ dediler. Bunun üzerine Ömer: ‘Onun kim olduğunu siz de biliyorsunuz.’ dedi. Sonra bir gün onları çağırdı ve beni de onlarla birlikte içeri aldı. Ben o gün beni onların arasına yalnızca onlara göstermek için çağırdığını düşündüm. Ömer dedi ki:
‘Aziz ve Celîl olan Allah’ın şu sözü hakkında ne diyorsunuz:
“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,”?’
Onlardan bazıları:
‘Bize, Allah bize yardım edip fetih verdiğinde O’na hamdetmemiz ve O’ndan mağfiret dilememiz emredildi.’ dediler. Bazıları ise sustu ve hiçbir şey söylemedi. Bunun üzerine bana:
‘Ey İbn Abbas! Sen de böyle mi söylüyorsun?’ dedi.
Ben: ‘Hayır.’ dedim. Ömer: ‘Öyleyse ne diyorsun?’ dedi. Ben dedim ki: ‘Bu, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ecelidir. Allah onu kendisine bildirmiştir.
“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,” ifadesi, ecelinin yaklaştığının alâmetidir.
“Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile! Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul edendir.”
Bunun üzerine Ömer b. Hattâb dedi ki:
‘Ben de bu sûreden senin söylediğinden başka bir şey bilmiyorum.’”
Bu rivayeti yalnızca Buhârî rivayet etmiştir.