Nâs Sûresi
Sonra bunu açıklayarak şöyle buyurmuştur: “Cinlerden ve insanlardan”. Bu ifade, ikinci görüşü güçlendirmektedir. Ayrıca denilmiştir ki: “Cinlerden ve insanlardan (mine’l-cinne ve’n-nâs)” ifadesi, “insanların sadırlarına vesvese veren” sözünün bir açıklamasıdır. Yani bu vesvese verenler, insan ve cin şeytanlarındandır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: “İşte böylece biz, her peygambere ins ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onlardan kimi kimine aldatmak için yaldızlı birtakım sözler fısıldarlar.” (el-En‘âm, 112)
Yine İmam Ahmad ibn Hanbal şöyle rivayet etmiştir: Bize Vekî‘, ona Mes‘ûdî, ona Ebû Ömer ed-Dımaşkî, ona Ubeyd b. el-Haşhâş, o da Ebû Zerr’den nakletti. Ebû Zerr şöyle demiştir: Resûlullah ﷺ mescidde bulunduğu sırada yanına geldim ve oturdum. Bana: “Ey Ebû Zerr, namaz kıldın mı?” buyurdu. Ben: “Hayır” dedim. “Öyleyse kalk ve namaz kıl” buyurdu. Ben de kalkıp namaz kıldım, sonra gelip oturdum. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey Ebû Zerr, insan ve cin şeytanlarının şerrinden Allah’a sığın.” Ben: “Ey Allah’ın Resûlü, insanların da şeytanları var mı?” dedim. “Evet” buyurdu. Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü, namaz nedir?” Buyurdu ki: “Namaz, en hayırlı amellerdendir. Dileyen onu az kılar, dileyen çoğaltır.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü, oruç nedir?” Buyurdu ki: “O, yerine getirildiğinde yeterli olan bir farzdır; Allah katında ise fazlası vardır.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü, sadaka nedir?” Buyurdu ki: “Kat kat artırılan bir ameldir.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü, hangisi daha faziletlidir?” Buyurdu ki: “Az imkânla yapılan çaba yahut fakire gizlice verilen sadaka.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü, Nebîlerin ilki hangisidir?” Buyurdu ki: “Âdem’dir.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü, o Nebî miydi?” Buyurdu ki: “Evet, kendisiyle konuşulmuş bir nebîydi.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü, gönderilen Resuller kaç tanedir?” Buyurdu ki: “Üç yüz on küsur, oldukça kalabalık bir topluluktur.” Bir rivayette ise: “Üç yüz on beş” buyurmuştur. Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü, sana indirilenlerin en büyüğü hangisidir?” Buyurdu ki: “Âyete’l-Kursî’dir: ‘Allah, O’ndan başka ibadete layik hiçbir ilâh yoktur; O, Hayy ve Kayyûm’dur.’” Bu hadisi Al-Nasa'i de Ebû Ömer ed-Dımaşkî tarikiyle rivayet etmiştir. Ayrıca Ibn Hibban bu hadisi “Sahîh”inde başka bir sened ve daha uzun bir lafızla çok geniş şekilde nakletmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
İmam Ahmed şöyle rivayet etmiştir: Bize Vekî‘, ona Sufyân, ona Mansûr, ona Zirr bin Abdullah el-Hemedânî, ona Abdullah bin Şeddâd, o da İbn Abbâs’tan nakletti. İbn Abbâs şöyle demiştir: Bir adam Peygamber ﷺ’e gelerek şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü! İçimden öyle şeyler geçiyor ki, bunları dile getirmektense gökten düşmeyi tercih ederim.” Bunun üzerine Peygamber ﷺ şöyle buyurdu: “Allahu ekber, Allahu ekber! Onun (şeytanın) hilesini vesveseye çeviren Allah"a hamdolsun.” Bu hadisi Ebu Davud ve Nesâi de Mansûr tarikiyle rivayet etmişlerdir. Nesâi’nin rivayetinde ayrıca A‘meş de zikredilmiş olup, her ikisi de Zirr’den rivayet etmişlerdir.
Tefsirin sonu. Hamd ve nimet Allah’a aittir. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm Efendimiz Muhammed’e, ailesine ve bütün ashabına olsun. Allah sahabenin hepsinden razı olsun. Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.
Bu eser, hicrî 825 yılının Cumadel-ûlâ ayının onuncu gününde tamamlanmıştır. Hamd yalnızca O’na aittir.