Mâ'ûn Sûresi
Atâ b. Dînâr şöyle demiştir: “Hamd olsun Allah’a ki: “namazlarından gafildirler” buyurdu, ‘namazın içinde gafildirler’ buyurmadı.”
Bu gaflet; ya namazın ilk vaktinden uzaklaşıp onu sürekli veya çoğu zaman son vaktine ertelemek suretiyle olur; ya da namazı rükünleriyle, şartlarıyla ve emrolunan vecih üzere (şekilde) eda etmekten gâfil olmak suretiyle olur. Ya da namazın içindeki huşûdan ve onun manalarını tefekkür etmekten gâfil olmak suretiyle olur; Bu ifade bütün bu anlamları kapsar. Bu sıfatlardan herhangi biriyle nitelenen kimsenin bu ayetten bir payı vardır. Bunların hepsini üzerinde toplayan kimse ise bu ayetten tam payını almış olur ve onun ameli nifakı kemâle ermiş (tamamlanmış) olur.
Nitekim Sahihayn’da (Buhârî ve Müslim'de) sabit olduğuna göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İşte bu münafığın namazıdır, işte bu münafığın namazıdır, işte bu münafığın namazıdır; oturur, güneşi gözetler. Nihayet güneş şeytanın iki boynuzu arasına (batmaya yaklaşınca) kalkar ve dört rekâtı hızlıca kılar; içinde Allah’ı ancak çok az zikreder.”
Bu, orta namaz olan ikindi namazının son vaktidir; nitekim onun vakti sonuna kadar şer‘î delille belirlenmiştir ve bu vakit kerâhet vaktidir. Sonra kalkar ve namazı karga gagası gibi hızlıca kılar; içinde ne huşû vardır ne de tam bir sükûnet. Bu sebeple şöyle buyrulmuştur: “İçinde Allah’ı ancak çok az anar.”
Bunu, onu namaza sevk eden şey büyük ihtimalle Allah rızası değil, insanlara gösteriş (riyâ) olabilir. Böyle olunca aslında namazı hiç kılmamış gibi olur.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Doğrusu münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki O, onların aldatmalarını başlarına geçirir. Namaza kalktıkları vakit de üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak pek az anarlar.”(Nisâ 142)