Tebbet Sûresi
Kıraat imamları “Hammâlete’l-hatab” ifadesinin okunuşunda ihtilaf etmişlerdir. Medine, Kûfe ve Basra kıraat âlimlerinin çoğunluğu bunu ötre ile “Hammâletu’l-hatab” şeklinde okumuştur; ancak Abdullah bin Ebî İshak müstesnadır. Zira bize ondan nakledildiğine göre o, bu kelimeyi üstün ile okumuştur.
Asım’dan yapılan rivayette ise bu kelime hakkında ihtilaf edilmiş kendisinden hem ötre hem de üstün ile okuduğu rivayet edilmiştir. Bu kelimeyi ötre ile okuyanlar bunu ayette geçen “kadının sıfatı” olarak kabul etmişlerdir. Bu durumda cümlede önce geçen haber (yani “Seyaslâ” – “o ateşe girecek”) kadına da şâmil olur.
Ayrıca bu kelime, “fî cîdihâ” (boynunda...) ifadesine de sıfat yapılabilir ve böylece “hammâle” kadın için bir sıfat olur. Üstün ile okunuşuna gelince; bu okuyuş zem (kınama/aşağılama) üzere yapılmıştır. Ayrıca bunun, “kadın” lafzından kesilerek (kat‘ yoluyla) mansub (üstünlük hali) olması da mümkündür. Çünkü “kadın” marife, “hammâletu’l-hatab” ise nekredir.
Bizce bu konuda doğru kıraat ref (Hammâletu’l-hatab) olanıdır; çünkü bu, iki ifadeden daha fasih olanıdır ve güvenilir kıraat âlimlerinin icmâı da buna yöneliktir.
Tefsir ehli, Allah Teâlâ’nın “Hammâlete’l-hatab” buyruğununanlamında farklı görüşler ileri sürmüştür:
Bazıları demiştir ki:
O, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yoluna diken getirip atardı; Peygamber ve ashabı zarar görsün diye bunu yapardı.
Bunu söyleyenleri rivayetleri şöyledir:
Bana Muhammed bin Sad anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da babasından, o da İbn Abbas’tan rivayet etti, İbn Abbas Allah Teâlâ’nın “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” ayeti hakkında şöyke söyledi: O, diken taşır, onu Peygamber’in yoluna atardı ki ona ve ashabına zarar versin. Ve “hammâletu’l-hatab” aynı zamanda:
“söz taşıyan (fitne nakleden)” anlamında da kullanılır.
Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî’, İsrail’den, o Ebu İshak’tan, o Hemedan’dan kendisine Yezid bin Zeyd denilen bir adamdan anlattı;
Ebu Leheb’in karısı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna diken atardı. Bunun üzerine: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in, zaten kurudu da!...Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” âyetleri nazil oldu.
Bana Ebu Hüreyre ed-Dubaî Muhammed bin Firâs anlattı, dedi ki: Bize Ebu Âmir, Kurre bin Halid’den, o Atiyye el-Cedelî’den Allah Teâlâ’nın “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” sözü hakkında rivayet etti: O, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna büyük dikenli dallar koyardı; öyle ki (Efendimiz) sanki bir kum tepesine basıyor gibi (zorlanarak) basardı.
Bana El-Huseyin’den anlatıldı, dedi ki: Ebu Muâz’ı işittim şöyle diyordu: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: ed-dahhak’ı Allah Teâlâ’nın “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” sözü hakkında konuşurken işittim şöyle diyordu: O, diken taşır ve canını yaksın/yaralasın diye Allah’ın Nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna fırlatırdı.
Bana Yunus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah Teâlâ’nın “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” sözü hakkında rivayet etti:
O, dikenli ağaç dalları getirir ve geceleyin onları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna atardı.
Bazıları da şöyle demiştir:
Ona “odun taşıyıcısı” denilmesi, onun insanlar arasında söz taşıması, koğuculuk yapması ve Peygamber’i fakirlikle ayıplaması sebebiyledir.
Bunu söyleyenleri rivayetleri şöyledir:
Bize İbn Abdila’lâ anlattı, dedi ki: Bize El-Mu'temir bin Suleyman anlattı, dedi ki: Ebu’l-Mu'temir dedi ki: Muhammed, İkrime’nin “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” (ayeti hakkında) şöyle dediğini zannetti (iddia etti): O, nemime (laf taşıma) amacıyla yürürdü.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Sufyan, İbn Ebî Necîh’ten, o Mucâhid’den “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” (ayeti hakkında) anlattı, dedi ki: O, nemime (laf taşıma) amacıyla yürürdü.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Sufyan’dan, o Mansur’dan, o Mucâhid’den aynı rivayeti aktardı.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezid anlattı, dedi ki: Bize Said, Katâde’den “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” (ayeti hakkında) rivayet etti, Katâde dedi ki: Yani O, insanlar arasında sözleri taşırdı.
Bize İbn Abdila’lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma’mer’den, o Katâde’den “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” (ayeti hakkında) rivayet etti, Katâde dedi ki: O, laf taşımacılığı yapar (söz toplar) ve nemime (laf taşıma) amacıyla yürürdü.
Bazıları da şöyle demiştir: Resûlullah ﷺ’i fakirlikle ayıplardı; odun taşıdığı için de bununla kınanmıştır.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyan’dan “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” sözü hakkında anlattı, dedi ki: O, nemime (laf taşıma) amacıyla yürürdü.
Benim kanaatime göre en doğru görüş şudur:
“Diken taşıyıp Resûlullah ﷺ’in yoluna atardı” diyen görüştür; çünkü bu anlam zahir (açık) olan manadır.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, İsa bin Yezid’den, o İbn İshak’tan, o Yezid bin Zeyd’den –ki o, Mesruk’un yanından hiç ayrılmayan biriydi– anlattı, dedi ki: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in,” suresi nazil olduğunda