۞ Kur'an Tefsiri Oku

Tebbet Sûresi

سُورَةُ ٱلمسد
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ﴿٤﴾
• • •
4,5- Karısı da… Hem de boynunda liften örülmüş bir ip olacak ve onunla odun taşıyacak.
Müfessir Seçin
۞
İbn Kesîr
vef. 774 / 1373
۞
Taberî
vef. 310 / 923
۞
Sa'dî
vef. 1376 / 1956
Taberî Tefsiri
Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân
Yüce Allah’ın: “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” buyruğu, 
​Yüce Allah buyuruyor ki: ​Ebu Leheb ve odun hamalı olan karısı, alevli bir ateşe gireceklerdir. 
Kıraat imamları “Hammâlete’l-hatab” ifadesinin okunuşunda ihtilaf etmişlerdir. Medine, Kûfe ve Basra kıraat âlimlerinin çoğunluğu bunu ötre ile “Hammâletu’l-hatab” şeklinde okumuştur; ancak Abdullah bin Ebî İshak müstesnadır. Zira bize ondan nakledildiğine göre o, bu kelimeyi üstün ile okumuştur.
Asım’dan yapılan rivayette ise bu kelime hakkında ihtilaf edilmiş kendisinden hem ötre  hem de üstün ile okuduğu rivayet edilmiştir. Bu kelimeyi ötre ile okuyanlar bunu  ayette geçen “kadının sıfatı” olarak kabul etmişlerdir. Bu durumda cümlede önce geçen haber (yani “Seyaslâ” – “o ateşe girecek”) kadına da şâmil olur.
Ayrıca bu kelime, “fî cîdihâ” (boynunda...) ifadesine de sıfat yapılabilir ve böylece “hammâle” kadın için bir sıfat olur. Üstün ile okunuşuna gelince; bu okuyuş zem (kınama/aşağılama) üzere yapılmıştır. Ayrıca bunun, “kadın” lafzından kesilerek (kat‘ yoluyla) mansub (üstünlük hali)  olması da mümkündür. Çünkü “kadın” marife, “hammâletu’l-hatab” ise nekredir.
Bizce bu konuda doğru kıraat ref (Hammâletu’l-hatab) olanıdır; çünkü bu, iki ifadeden daha fasih olanıdır ve güvenilir kıraat âlimlerinin icmâı da buna yöneliktir. 
Tefsir ehli, Allah Teâlâ’nın “Hammâlete’l-hatab” buyruğununanlamında farklı görüşler ileri sürmüştür:

Bazıları demiştir ki:

O, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yoluna diken getirip atardı; Peygamber ve ashabı zarar görsün diye bunu yapardı.
Bunu söyleyenleri rivayetleri şöyledir:
Bana Muhammed bin Sad anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da babasından, o da İbn Abbas’tan rivayet etti, İbn Abbas Allah Teâlâ’nın “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” ayeti hakkında şöyke söyledi:  O, diken taşır, onu Peygamber’in yoluna atardı ki ona ve ashabına zarar versin. Ve “hammâletu’l-hatab” aynı zamanda:

“söz taşıyan (fitne nakleden)” anlamında da kullanılır.

Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî’, İsrail’den, o Ebu İshak’tan, o Hemedan’dan kendisine Yezid bin Zeyd denilen bir adamdan anlattı;

​Ebu Leheb’in karısı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna diken atardı. Bunun üzerine:  “Elleri kurusun Ebû Leheb’in, zaten kurudu da!...Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” âyetleri nazil oldu.
Bana Ebu Hüreyre ed-Dubaî Muhammed bin Firâs anlattı, dedi ki: Bize Ebu Âmir, Kurre bin Halid’den, o Atiyye el-Cedelî’den Allah Teâlâ’nın “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” sözü hakkında rivayet etti: O, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna büyük dikenli dallar koyardı; öyle ki (Efendimiz) sanki bir kum tepesine basıyor gibi (zorlanarak) basardı.

Bana El-Huseyin’den anlatıldı, dedi ki: Ebu Muâz’ı işittim şöyle diyordu: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: ed-dahhak’ı Allah Teâlâ’nın “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” sözü hakkında konuşurken işittim şöyle diyordu: ​O, diken taşır ve canını yaksın/yaralasın diye Allah’ın Nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna fırlatırdı. 
Bana Yunus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah Teâlâ’nın “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” sözü hakkında rivayet etti: 

​O, dikenli ağaç dalları getirir ve geceleyin onları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna atardı.

Bazıları da şöyle demiştir:

Ona “odun taşıyıcısı” denilmesi, onun insanlar arasında söz taşıması, koğuculuk yapması ve Peygamber’i fakirlikle ayıplaması sebebiyledir.
Bunu söyleyenleri rivayetleri şöyledir:
Bize İbn Abdila’lâ anlattı, dedi ki: Bize El-Mu'temir bin Suleyman anlattı, dedi ki: Ebu’l-Mu'temir dedi ki: Muhammed, İkrime’nin “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” (ayeti hakkında) şöyle dediğini zannetti (iddia etti): ​O, nemime (laf taşıma) amacıyla yürürdü.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Sufyan, İbn Ebî Necîh’ten, o Mucâhid’den “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” (ayeti hakkında) anlattı, dedi ki: ​O, nemime (laf taşıma) amacıyla yürürdü.

 Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize El-Eşcaî, Süfyan’dan, o da İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den aynı rivayeti aktardı.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Sufyan’dan, o Mansur’dan, o Mucâhid’den aynı rivayeti aktardı.
Bana Muhammed bin Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebu Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; Ve bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize El-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verkâ anlattı; her ikisi birden İbn Ebî Necîh’ten, o da Mucâhid’den “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” sözü hakkında rivayet etti, Mucâhid dedi ki:
​Nemime (laf taşımak) demektir.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezid anlattı, dedi ki: Bize Said, Katâde’den “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” (ayeti hakkında) rivayet etti, Katâde dedi ki: ​Yani O, insanlar arasında sözleri taşırdı.
Bize İbn Abdila’lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma’mer’den, o Katâde’den “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” (ayeti hakkında) rivayet etti, Katâde dedi ki: ​O, laf taşımacılığı yapar (söz toplar) ve nemime (laf taşıma) amacıyla yürürdü.
Bazıları da şöyle demiştir: Resûlullah ﷺ’i fakirlikle ayıplardı; odun taşıdığı için de bununla kınanmıştır.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyan’dan “Onun karısı da, odun taşıyıcısı olarak...” sözü hakkında anlattı, dedi ki: ​O, nemime (laf taşıma) amacıyla yürürdü.

Benim kanaatime göre en doğru görüş şudur:

“Diken taşıyıp Resûlullah ﷺ’in yoluna atardı” diyen görüştür; çünkü bu anlam zahir (açık) olan manadır. 
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, İsa bin Yezid’den, o İbn İshak’tan, o Yezid bin Zeyd’den –ki o, Mesruk’un yanından hiç ayrılmayan biriydi– anlattı, dedi ki: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in,”  suresi nazil olduğunda 

bu Leheb’in hanımına Nebi ﷺ’in onu hicvettiği ulaştı. Dedi ki: ‘Beni neden hicvediyor? Muhammed’in dediği gibi beni odun taşır halde mi gördünüz?’ Boynunda sağlam bükülmüş bir ip olduğu halde” Sonra bir süre geçti. Ardından Peygamber ﷺ’e geldi ve dedi ki: ‘Senin Rabbin seni terk etti ve sana darıldı.’ Bunun üzerine Allah Teâlâ Andolsun kuşluk vaktine, Karanlığı çöktüğünde geceye ki; Rabbin seni terk etmedi, sana kızmadı da. ayetlerini indirdi.
وقوله: ( وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ )يقول: سيصلى أبو لهب وامرأته حمالة الحطب, نارا ذات لهب. واختلفت القرّاء في قراءة ( حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) فقرأ ذلك عامة قرّاء المدينة والكوفة والبصرة: " حَمَّالَةُ الحَطَبِ" بالرفع, غير عبد الله بن أبي إسحاق, فإنه قرأ ذلك نصبا فيما ذكر لنا عنه.واختلف فيه عن عاصم, فحكي عنه الرفع فيها والنصب, وكأن من رفع ذلك جعله من نعت المرأة, وجعل الرفع للمرأة ما تقدم من الخبر, وهو " سَيَصْلَى ", وقد يجوز أن يكون رافعها الصفة, وذلك قوله: ( فِي جِيدِهَا ) وتكون " حَمَّالَة " نعتا للمرأة. وأما النصب فيه فعلى الذم, وقد يحتمل أن يكون نصبها على القطع من المرأة, لأن المرأة معرفة, وحمالة الحطب نكرة (2) .والصواب من القراءة في ذلك عندنا: الرفع, لأنه أفصح الكلامين فيه, ولإجماع الحجة من القرّاء عليه.واختلف أهل التأويل, في معنى قوله: ( حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) فقال بعضهم: كانت تجيء بالشوك فتطرحه في طريق رسول الله صلى الله عليه وسلم, ليدخل في قدمه إذا خرج إلى الصلاة.* ذكر من قال ذلك:حدثني محمد بن سعد, قال: ثني أبي, قال: ثني عمي, قال: ثني أبي, عن أبيه, عن ابن عباس, في قوله: ( وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) قال: كانت تحمل الشوك, فتطرحه على طريق النبي صلى الله عليه وسلم, ليعقره وأصحابه, ويقال: ( حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) : نقالة للحديث.حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا وكيع, عن إسرائيل, عن أبي إسحاق, عن رجل من همدان يقال له يزيد بن زيد, أن امرأة أبي لهب كانت تلقي في طريق النبيّ صلى الله عليه وسلم الشوك, فنـزلت: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ... وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) .حدثني أبو هريرة الضبعي, محمد بن فراس, قال: ثنا أبو عامر, عن قرة بن خالد, عن عطية الجدلِّي. في قوله: ( حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) قال: كانت تضع العضاه على طريق رسول الله صلى الله عليه وسلم, فكأنما يطأ به كثيبا.حُدثت عن الحسين, قال: سمعت أبا معاذ يقول: ثنا عبيد, قال: سمعت الضحاك يقول, في قوله: ( وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) كانت تحمل الشوك, فتلقيه على طريق نبي الله صلى الله عليه وسلم ليعقِره.حدثني يونس, قال: أخبرنا ابن وهب, قال: قال ابن زيد, في قوله: ( وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) قال: كانت تأتي بأغصان الشوك, فتطرحها بالليل في طريق رسول الله صلى الله عليه وسلم.وقال آخرون: قيل لها ذلك: حمالة الحطب, لأنها كانت تحطب الكلام, وتمشي بالنميمة, وتعير رسول الله صلى الله عليه وسلم بالفقر.* ذكر من قال ذلك:حدثنا ابن عبد الأعلى, قال: ثنا المعتمر بن سليمان, قال: قال أبو المعتمر: زعم محمد أن عكرمة قال ( حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) : كانت تمشي بالنميمة.حدثنا ابن بشار, قال: ثنا عبد الرحمن, قال: ثنا سفيان, عن ابن أبي نجيح, عن مجاهد: ( وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) قال: كانت تمشي بالنميمة.حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا الأشجعي, عن سفيان, عن ابن أبي نجيح, عن مجاهد, مثله.حدثنا ابن حميد, قال: ثنا مهران, عن سفيان, عن منصور, عن مجاهد, مثله.حدثني محمد بن عمرو, قال: ثنا أبو عاصم, قال: ثنا عيسى; وحدثني الحارث, قال: ثنا الحسن, قال: ثنا ورقاء, جميعا عن ابن أبي نجيح, عن مجاهد ( حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) قال: النميمة.حدثنا بشر, قال: ثنا يزيد, قال: ثنا سعيد, عن قتادة ( وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) : أي كانت تنقل الأحاديث من بعض الناس إلى بعض.حدثنا ابن عبد الأعلى, قال: ثنا ابن ثور, عن معمر, عن قتادة ( وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) قال: كانت تحطب الكلام, وتمشي بالنميمة.وقال بعضهم: كانت تعير رسول الله صلى الله عليه وسلم بالفقر, وكانت تحطب فعُيِّرتْ بأنها كانت تحطب.حدثنا ابن حميد, قال: ثنا مهران, عن سفيان ( وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ) قال: كانت تمشي بالنميمة.وأولى القولين في ذلك بالصواب عندي, قول من قال: كانت تحمل الشوك, فتطرحه في طريق رسول الله صلى الله عليه وسلم, لأن ذلك هو أظهر معنى ذلك.حدثنا ابن حميد, قال: ثنا مهران, عن عيسى بن يزيد, عن ابن إسحاق, عن يزيد بن زيد, وكان ألزم شيءٍ لمسروق, قال: لما نـزلت: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) بلغ امرأة أبي لهب أن النبي صلى الله عليه وسلم يهجوك, قالت: علام يهجوني ؟ هل رأيتموني كما قال محمد أحمل حطبا؟ ( فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ) ؟ فمكثت, ثم أتته, فقالت: إن ربك قلاك وودعك', فأنـزل الله: وَالضُّحَى * وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى * مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى .
Bağlantı kopyalandı