۞ Kur'an Tefsiri Oku

Tebbet Sûresi

سُورَةُ ٱلمسد
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
تَبَّتْ يَدَا أَبِى لَهَبٍ وَتَبَّ ﴿١﴾
• • •
1- “Elleri kurusun Ebû Leheb’in, zaten kurudu da!” 
Müfessir Seçin
۞
İbn Kesîr
vef. 774 / 1373
۞
Taberî
vef. 310 / 923
۞
Sa'dî
vef. 1376 / 1956
Taberî Tefsiri
Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân
Yüce Allah’ın: Elleri kurusun Ebû Leheb’in, zaten kurudu da!” buyruğunun te’vili hakkında: 
 Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ebû Leheb’in iki eli hüsrana uğradı ve kendisi de hüsrana uğradı. Allah’ın: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in, zaten kurudu da!” buyruğuyla kastedilen, onun amelinin hüsrana uğramasıdır. Arap dili âlimlerinden bazıları şöyle demekteydi: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in,” sözü, Allah tarafından onun aleyhine yapılmış bir bedduadır.

Allah’ın: “ve tebbe (zaten kurudu da!)” buyruğuna gelince; bu ise haber ifade etmektedir. Abdullah (İbn Mes'ud)’ın kıraatinde: Tebbet yedâ ebî lehebiv-ve kad tebbe (şeklindedir).  Burada “kad” edatının bulunması, bunun bir haber cümlesi olduğuna delâlet etmektedir. Bunun benzeri, bir kimsenin başka birine: “Allah seni helâk etsin; zaten seni helâk etti.” veya “Allah seni salihlerden kılsın; zaten seni salihlerden kıldı.” demesine benzer.
Bizim, “Elleri kurusun Ebû Leheb’in,” ifadesinin anlamı hakkında söylediğimize benzer şekilde tefsir ehli de açıklama yapmıştır.
Bunu söyleyenlerin rivayetleri şöyledir:
​Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den nakletti: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in,yani: Hüsrana uğradı ve helâk oldu. 
​Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah’ın: Elleri kurusun Ebû Leheb’in, zaten kurudu da!” sözü hakkında dedi ki: “Tebb”, hüsran demektir. (İbn Zeyd) dedi ki: Ebû Leheb, Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ey Muhammed! Sana iman edersem bana ne verilecek?” dedi. Peygamber:
 
“Müslümanlara verilen ne ise sana da o verilecek.” buyurdu.
Bunun üzerine (Ebu Leheb): "Benim onlara karşı bir üstünlüğüm (ayrıcalığım) yok mu?" dedi. Peygamber: “Daha ne istiyorsun?”

buyurdu. Ebû Leheb: “Yazıklar olsun böyle bir dine! Yazıklar olsun! Benim şu insanlarla eşit olmam mı isteniyor?” dedi.

Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in,” Yani: Ellerinin işlediği ameller sebebiyle.
​Bize İbn Abdilâ'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma’mer’den, o Katâde’den  rivayet etti: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in,” yani: Ebû Leheb’in iki eli hüsrana uğradı ve kendisi de hüsrana uğradı.

Denilmiştir ki: Bu sûre, Ebû Leheb hakkında indirilmiştir. Çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine: “En yakın akrabalarını uyar.” buyruğu indirildiğinde kavmini özel olarak davet etmiş ve onları çağırmak için toplamıştı. Bunun üzerine Ebû Leheb ona: “Günün geri kalanında helâk olasın! Bizi bunun için mi çağırdın?” demişti.
Bu konuda gelen rivayetlerin zikri:

Bize Ebu Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Ebu Muâviye, el-A’meş’ten, o Amr’dan, o Saîd bin Cubeyr’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün Safâ Tepesi’ne çıktı ve:

“Ya sabâhah (Ey ahali, uyanın/toplanın)!”  diye seslendi.  Bunun üzerine Kureyş onun etrafında toplandı ve: “Ne oldu?” dediler. Resûlullah buyurdu ki: “Size düşmanın sabahleyin veya akşamleyin üzerinize saldıracağını haber versem bana inanır mıydınız?” Onlar: “Evet.” dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Şüphesiz ben, şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıyım.” Ebû Leheb bunun üzerine: “Helâk olasın! Bizi bunun için mi çağırdın ve topladın?” dedi. Bunun üzerine Allah: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in, sûrenin sonuna kadar olan âyetleri indirdi. ​Bana Ebu’s-Sâib anlattı, dedi ki: Bize Ebu Muâviye, el-A’meş’ten, o da Amr’dan, o da Saîd bin Cubeyr’den, o da İbn Abbas’tan bunun bir benzerini rivayet etti.
​Bize Ebu Kureyb anlattı, dedi ki: Bize İbn Nemîr, el-A’meş’ten, o Amr bin Murre’den, o Saîd bin Cubeyr’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti. Şu âyet inince: “En yakın akrabalarını ve onların içinden samimi olan yakınlarını uyar.”

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) çıktı ve Safâ Tepesi’ne çıktı.

Ardından: “Ya sabâhah (Ey ahali, uyanın/toplanın)!”  diye seslendi.  Bunun üzerine insanlar O'nun yanına toplandı; kimi adam kendisi geliyor, kimi adam da kendi elçisini gönderiyordu. Ey Haşimoğulları! Ey Abdülmuttaliboğulları! Ey Fihroğulları! Ey filanoğulları... Ey filanoğulları!  Size bu dağın eteğinden bir süvari birliğinin çıkmakta olduğunu haber versem bana inanır mıydınız?” Onlar: “Evet.” dediler. Bunun üzerine buyurdu ki: “Şüphesiz ben, şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıyım.”  Ebû Leheb: “Yazıklar olsun sana! Bizi sadece bunun için mi topladın?” dedi. Sonra kalkıp gitti. Bunun üzerine bu sûre indirildi: Elleri kurusun Ebû Leheb’in, zaten kurudu da!” A‘meş bu şekilde okumuş ve sûrenin sonuna kadar devam etmiştir. 
 ​Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Sufyân, Allah’ın: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in, sözü hakkında şöyle dedi: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebû Leheb’e ve diğer insanlara davet gönderdiğinde —ki Ebû Leheb, Peygamber’in amcasıydı ve asıl adı Abuüluzzâ idi— onları uyardı. Bunun üzerine Ebû Leheb: “Yazıklar olsun sana! Bizi bunun için mi çağırdın?” dedi.

Allah da şu âyeti indirdi: “Elleri kurusun Ebû Leheb’in, 

القول في تأويل قوله جل ثناؤه وتقدست أسماؤه: تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ (1)يقول تعالى ذكره: خسرت يدا أبي لهب, وخسر هو. وإنما عُنِي بقوله: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) تبّ عمله. وكان بعض أهل العربية يقول: قوله: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) : دعاء عليه من الله.وأما قوله: ( وَتَبَّ ) فإنه خبر. ويُذكر أن ذلك في قراءة عبد الله: " تَبَّتْ يَدَا أبِي لَهَبٍ وَقَدْ تَبَّ". وفي دخول " قد " فيه دلالة على أنه خبر, ويمثِّل ذلك بقول القائل, لآخر: أهلكك الله, وقد أهلكك, وجعلك صالحا وقد جعلك.وبنحو الذي قلنا في معنى قوله: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) قال أهل التأويل.* ذكر من قال ذلك:حدثنا بشر, قال: ثنا يزيد, قال: ثنا سعيد, عن قتادة ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) : أي خسرت وتب.حدثني يونس, قال: أخبرنا ابن وهب, قال: قال ابن زيد, في قول الله: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ ) قال: التبّ: الخسران, قال: قال أبو لهب للنبيّ صلى الله عليه وسلم: ماذا أُعطَى يا محمد إن آمنت بك؟ قال؟ " كمَا يُعْطَى المُسْلِمُون ", فقال: ما لي عليهم فضل ؟ قال: " وأيّ شَيْءٍ تَبْتَغِي؟" قال: تبا لهذا من دين تبا, أن أكون أنا وهؤلاء سواء, فأنـزل الله: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) يقول: بما عملت أيديهم.حدثنا ابن عبد الأعلى, قال: ثنا ابن ثور, عن معمر, عن قتادة ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) قال: خسرت يدا أبي لهب وخسر.وقيل: إن هذه السورة نـزلت في أبي لهب, لأن النبي صلى الله عليه وسلم لما خص بالدعوة عشيرته, إذ نـزل عليه: وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ وجمعهم للدعاء, قال له أبو لهب: تبا لك سائر اليوم, ألهذا دعوتنا ؟* ذكر الأخبار الواردة بذلك:حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا أبو معاوية, عن الأعمش, عن عمرو, عن سعيد بن جبير, عن ابن عباس قال: صعد رسول الله صلى الله عليه وسلم ذات يوم الصفا, فقال: " يا صَباحاهُ!" فاجتمعت إليه قريش, فقالوا: مالك ؟ قال: " أرأيْتُكُمْ إنْ أخْبَرْتُكُمْ أنَّ العَدُوَّ مُصَبِّحُكُمْ أوْ مُمَسِّيكُمْ, أما كُنْتُمْ تُصَدقُونَنِي؟" قالوا: بلى, قال: " فإني نَذِيرٌ لَكُمْ بَينَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدِيدٍ", فقال أبو لهب: تبا لك, ألهذا دعوتنا وجمعتنا ؟! فأنـزل الله: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) إلى آخرها .حدثني أبو السائب, قال: ثنا أبو معاوية, عن الأعمش, عن عمرو, عن سعيد بن جبير, عن ابن عباس, مثله.حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا ابن نمير, عن الأعمش, عن عمرو بن مرة, عن سعيد بن جبير, عن ابن عباس, قال: لما نـزلت وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ قام رسول الله صلى الله عليه وسلم على الصَّفا ثم نادَى: " يا صَباحاهُ" فاجتمع الناس إليه, فبين رجل يجيء, وبين آخر يبعث رسوله, فقال: " يا بَنِي هاشِمٍ, يا بَنِي عَبْدِ المُطَّلِبِ, يا بَنِي فِهْرٍ, يا بَنِي... يا بَنِي أرَأَيْتُكُمْ لَوْ أخْبَرْتُكُمْ أنَّ خَيْلا بِسَفْحِ هَذَا الجَبَلِ" -يريد تغير عليكم- صَدَّقْتُمُونِي؟" قالوا ": نعم, قال: " فإني نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدِيدٍ", فقال أبو لهب: تبا لك سائر اليوم, ألهذا دعوتنا ؟ فنـزلت: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ ).حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا أبو أسامة, عن الأعمش, عن عمرو بن مرة, عن سعيد بن جبير, عن ابن عباس قال: لما نـزلت هذه الآية: وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ ورهطك منهم المخلصين, خرج رسول الله صلى الله عليه وسلم, حتى صعد الصفا, فهتف: " يا صَباحاهُ" فقالوا: " من هذا الذي يهتف ؟ فقالوا: محمد, فاجتمعوا إليه ", فقال: " يا بَنِي فُلانٍ, يا بَنِي فُلانٍ, يا بَنِي عَبْدِ المُطَّلِبِ, يا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ", فاجتمعوا إليه, فقال: " أرَأَيْتُكُمْ لَوْ أَخْبَرْتُكُمْ أنَّ خَيْلا تَخْرُجُ بِسَفْحِ هَذَا الجَبَلِ أكُنْتُمْ مُصَدِّقِيَّ؟" قالوا: ما جربنا عليك كذبا, قال " فإنِّي نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدِيدٍ", فقال أبو لهب: تبا لك ما جمعتنا إلا لهذا ؟ ثم قام فنـزلت هذه السورة: " تَبَّتْ يَدَا أبِي لَهَبٍ وَقَدْ تَبَّ" كذا قرا الأعمش إلى آخر السورة .حدثنا ابن حميد, قال: ثنا مهران, عن سفيان, في قوله: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) قال: حين أرسل النبي صلى الله عليه وسلم إليه وإلى غيره, وكان أبو لهب عمّ النبيّ صلى الله عليه وسلم, وكان اسمه عبد العزى, فذكرهم, فقال أبو لهب: تبا لك, في هذا أرسلت إلينا ؟ فأنـزل الله: ( تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ ) .
Bağlantı kopyalandı