Nasr Sûresi
Bu sebeple Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile! Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul edendir.”
Nesâî dedi ki: Bize Amr bin Mansûr haber verdi, bize Muhammed bin Mahbûb anlattı, bize Ebu Avâne, Hilâl bin Habbâb’dan, o İkrime’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle demiştir: ““Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman” (Nasr Sûresi) sonuna kadar nazil olunca, Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi vefatı haber verilmiş oldu. Bunun üzerine o, ahiret işleri hususunda şimdiye kadar görülmemiş derecede gayret göstermeye başladı.”
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bundan sonra:
“Fetih geldi, Allah'ın yardımı geldi ve Yemen halkı geldi.” buyurdu. Bunun üzerine bir adam: “Ey Allah'ın Resûlü! Yemen halkı kimdir?” dedi.
O da: “Kalpleri ince ve yumuşak olan bir topluluktur. İman Yemenlidir, fıkıh Yemenlidir.” buyurdu.
Buhârî dedi ki: Bize Osman bin Ebî Şeybe anlattı, bize Cerîr, Mansûr’dan, o Ebu’d-Duhâ’dan, o Mesrûk’tan, o da Âişe’den rivayet etti. Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), rükû ve secdelerinde sıkça şu duayı söylerdi: “Seni tenzih ederim Allah’ım! Rabbimiz, hamd Seninedir. Allah’ım, beni bağışla.” Böylece Kur’ân’ın emrini uyguluyor ve onu tevil (tefsir) ediyordu.
Bu hadisi Tirmizî dışında diğer hadis imamları da Mansûr tarikiyle rivayet etmişlerdir.
İmam Ahmed dedi ki: Bize Muhammed bin Ebî Adiyy, Dâvûd’dan, o eş-Şa’bî’den, o Mesrûk’tan rivayet etti. Mesrûk şöyle dedi: Âişe şöyle dedi:
“Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ömrünün son dönemlerinde şu sözü çokça tekrar ederdi:
“Seni tenzih ederim Allah’ım! Rabbimiz, hamd Seninedir. Allah’ım, beni bağışla..”Ve şöyle buyurdu:
“Rabbim bana ümmetim içinde bir alâmet göreceğimi haber vermiş ve onu gördüğüm zaman O’nu hamdiyle tesbih etmemi ve O’ndan mağfiret dilememi emretmişti. Çünkü O, tevbeleri çokça kabul edendir. Ben o alâmeti gördüm..”
Ardından şu âyeti okudu:
“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde, insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiklerini gördüğünde, Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul edendir.”
Müslim de bu hadisi Dâvûd b. Ebî Hind tarikiyle rivayet etmiştir.
İbn Cerîr dedi ki: Bize Ebu’s-Sâib anlattı, bize Hafs anlattı, bize Âsım, eş-Şa’bî’den, o Ümmü Seleme’den rivayet etti. Ümmü Seleme şöyle demiştir: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ömrünün son döneminde her ne zaman kalksa ve otursa, her ne zaman gitse ve gelse mutlaka: “Sübhânallâhi ve bi-hamdihî (Allah'ı hamdiyle tesbih ederim)” derdi. Bunun üzerine dedim ki: "Ey Resulullah! Şüphesiz sen 'Sübhânallâhi ve bi-hamdihî' sözünü çokça söylüyorsun; her ne zaman gitmesen ve gelmesen, her ne zaman kalkmasan ve oturmasan mutlaka 'Sübhânallâhi ve bi-hamdihî' diyorsun?" Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ben bununla emrolundum” Sonra şu âyeti okudu: “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,” sûrenin sonuna kadar.”
Bu rivayet gariptir. Biz meclis kefareti hadisini bütün senetleri ve lafızlarıyla müstakil bir risalede yazmış bulunuyoruz. Burada da yazılabilirdi.
İmam Ahmed dedi ki: Bize Vekî’, İsrâil’den, o Ebu İshak’tan, o Ebu Ubeyde’den, o Abdullah (İbn Mes'ud)’tan rivayet etti. Abdullah şöyle demiştir:
İmam Ahmed dedi ki: Bize Vekî’, İsrâil’den, o Ebu İshak’tan, o Ebu Ubeyde’den, o Abdullah (İbn Mes'ud)’tan rivayet etti. Abdullah şöyle demiştir: rivayet etti. Abdullah şöyle demiştir:
“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,” sûresi Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) nazil olduğunda, onu okuduğu ve rükû ettiği zaman şu duayı çokça söylerdi: “Seni tenzih ederim Allah’ım! Rabbimiz, hamd Seninedir. Allah’ım! Beni bağışla. Şüphesiz Sen tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olansın.” Bunu üç defa söylerdi.”
Bu hadisi yalnızca Ahmed rivayet etmiştir. İbn Ebî Hâtim de babası aracılığıyla, Amr bin Mürre’den, Şu‘be’den, o da Ebû İshak’tan aynı rivayeti nakletmiştir.
Buradaki “fetih”ten maksat, ittifakla Mekke’nin fethidir. Çünkü Arap kabileleri İslâm’a girmeyi Mekke’nin fethine kadar gözetliyorlar (bekliyorlar) ve şöyle diyorlardı: “Eğer Muhammed kendi kavmine galip gelirse, gerçekten o bir peygamberdir.” Allah Teâlâ Mekke’nin fethini ona nasip edince insanlar bölük bölük Allah’ın dinine girdiler. Aradan iki yıl geçmeden Arap Yarımadası bütünüyle imanla birleşti ve Arap kabileleri arasında İslâm’ı açıkça ortaya koymayan hemen hiç kimse kalmadı. Hamd ve nimet yalnız Allah’a mahsustur.
Buhârî, Sahîh’inde Amr bin Seleme’den şöyle rivayet etmiştir:
“Mekke fethedildiği zaman her kabile İslâm’a girmek için Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) koşuyordu. Kabileler, Mekke’nin fethine kadar bekliyor ve şöyle diyorlardı: ‘Onu ve kavmini kendi hâllerine bırakın. Eğer onlara galip gelirse o bir peygamberdir.’” Hadisin devamı böyledir.
Biz Fetih Gazvesi’ni “es-Sîre”adlı kitabımızda ayrıntılı şekilde ele aldık. Daha fazla bilgi isteyen oraya başvurabilir. Hamd ve nimet Allah’a aittir.
İmam Ahmed dedi ki: Bize Muâviye bin Amr anlattı, bize Ebu İshak, el-Evzâî’den anlattı, bana Ebu Ammâr anlattı, bana Câbir bin Abdullah’ın bir komşusu rivayet etti ve şöyle dedi: Bir yolculuktan dönmüştüm. Câbir b. Abdullah yanıma gelip bana selâm verdi. Ben de ona insanların ayrılıklarından (fırkalaşmasından) ve sonradan ortaya çıkardıkları (bidat) şeylerden bahsetmeye başladım. Bunun üzerine Câbir ağlamaya başladı ve şöyle dedi: Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim:
“İnsanlar Allah’ın dinine bölük bölük girdiler; yine ondan bölük bölük çıkacaklardır.’”
“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde” sûresinin tefsiri burada sona ermiştir. Hamd ve nimet Allah’a mahsustur.