Kâfirûn Sûresi
Yüce Allah, Resûlü Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e hitaben şöyle buyurur:
Zikredildiğine göre onun kavminden olan müşrikler, Allah’ın Nebisi (sallallahu aleyhi ve sellem) onların ilahlarına bir yıl ibadet etmesi üzerine, kendilerinin de Allah’a bir yıl ibadet etmelerini O'na arz etmişlerdi (teklif etmişlerdi). Bunun üzerine Allah, bu husustaki cevaplarını O'na bildirmek üzere şunu indirdi:
“De ki”ey Muhammed, sana Allah’tan başkasına ibadet etmeyi bir yıl yapmanı, karşılığında onların da senin ilahına bir yıl ibadet etmelerini isteyen bu müşriklere söyle:
“Ey kâfirler!.” Allah’ı inkâr edenler!
“Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum.”
şimdi, şu anda sizin ibadet ettiğiniz ilahlara ve putlara ibadet etmiyorum.
“Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmiyorsunuz.” şimdi, şu anda.
“ben de ibadet edici değilim.” gelecekte, önümüzdeki zamanlarda.
“sizin ibadet etmiş olduklarınıza.” geçmişte.
“siz de ibadet edecek değilsiniz.” gelecekte asla.
“benim ibadet ettiğime.” şu an ve gelecekte.
Böyle söylenmesinin sebebi şudur:
Allah tarafından Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) hitap, müşriklerden belirli şahıslara yönelikti. Allah Teâlâ onların asla iman etmeyeceklerini bilmişti; bu bilgi ezelde O’nun ilminde sabit olmuştu.
Bu sebeple Allah, Peygamberine onları, arzu ettikleri ve kendi nefislerinde ümit ettikleri şeyden ümitlerini kesmesini emretti.
Ve bunun hiçbir vakitte –ne şimdi ne de gelecekte– ne onun (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından ne de onların tarafından gerçekleşmeyeceğini bildirdi.
Böylece Allah’ın Peygamberi onların iman etmesinden ümidini kesti; onların kurtuluşa ereceklerine dair beklenti de sona erdi.
Nitekim onlar da böyle oldular: kurtulmadılar ve başarıya ulaşmadılar; Bedir günü bir kısmı kılıçla öldürülünceye kadar, bir kısmı ise daha önce kâfir olarak helak oldular.
Bu konuda bizim söylediğimizle aynı görüşü tefsir ehli de söylemiş ve buna dair rivayetler gelmiştir.
Bu görüşü savunanlar şunları söylemiştir:
Bana Muhammed bin Mûsâ el-Haraşî anlattı, dedi ki: Bize Ebu Halef anlattı, dedi ki: Bize Dâvûd, İkrime’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti: Kureyş, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) mal vermeyi, böylece Mekke’nin en zengin adamı olmasını, istediği kadınlarla evlendirmeyi ve onun peşinden gitmeyi (ona tabi olmayı) teklif ettiler. Ona dediler ki: Ey Muhammed! Bu sana bizden olsun; yeter ki ilahlarımızı kötülemekten vazgeç, onları kötülükle anma. Eğer bunu yapmazsan, sana tek bir teklif sunarız; bu hem senin hem bizim için hayırlıdır. (Nebi) buyurdu ki: “O nedir?” Dediler ki: Bir yıl sen bizim ilahlarımıza ibadet et: Lât ve Uzzâ’ya; biz de bir yıl senin ilahına ibadet edelim.
(Nebi) buyurdu ki: “Rabbimden bana ne geleceğini göreyim.” Bunun üzerine Levh-i Mahfûz’dan vahiy geldi: “De ki: Ey kâfirler!.” sûresi indi.
Ve Allah Teâlâ şu âyeti de indirdi:
“De ki: Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?”...
şu söze kadar: “O hâlde ibadet et ve şükredenlerden ol.”
Bana Yakub anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Muhammed bin İshak’tan anlattı, dedi ki: Bana el-Bahtarî’nin azatlısı Saîd bin Mînâ rivayet etti, dedi ki: Velîd bin el-Mugîre, Âs bin Vâil, Esved bin el-Muttalib ve Ümeyye bin Halef, Resûlullah ile karşılaştılar ve şöyle dediler: Ey Muhammed! Gel, senin ibadet ettiğine biz de ibadet edelim; bizim ibadet ettiğimize de sen ibadet et. Seni bütün işlerimizde ortak kılalım. Eğer senin getirdiğin şey, bizim elimizde bulunandan daha hayırlı ise, biz o hayırda sana ortak olmuş olur ve ondan payımızı almış oluruz. Yok eğer bizim elimizde bulunan şey, senin elindekinden daha hayırlı ise, sen de bizim işimize ortak olmuş olur ve ondan kendi payını almış olursun. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu sûreyi indirdi: “De ki: Ey kâfirler!.” ve sûre sonuna kadar devam eden âyetleri indirdi.