Kevser Sûresi
Ardından: “Bismillâhirrahmânirrahîm. Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik...” diye okuyup sûrenin sonuna kadar okudu. Sonra şöyle buyurdu: “Kevser’in ne olduğunu biliyor musunuz?” Onlar: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“O, Aziz ve Celil olan Rabbimin bana cennette verdiği bir nehirdir. Onun üzerinde pek çok hayır vardır. Kıyamet gününde ümmetim onun başına gelecektir. Kaplarının sayısı yıldızların sayısı kadardır. Onlardan bir kul çekilip uzaklaştırılır. Ben de: ‘Rabbim! O benim ümmetimdendir.’ derim. Bunun üzerine şöyle denilir: ‘Sen, senden sonra onların neler ortaya çıkardıklarını bilmezsin.’”
İmam Ahmed bu hadisi, üç râvili bu senedle ve bu lafızla rivayet etmiştir.
Kıyamet günündeki havzın vasfı hakkında da rivayet edilmiştir ki, gökten gelen iki oluk Kevser Nehri’nden havza akmaktadır ve onun üzerinde gökteki yıldızların sayısı kadar kap bulunmaktadır. Bu hadisi Muslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî de Muhammed bin Fudayl ve Ali bin Mushir yolundan rivayet etmişlerdir ki onların her ikisi de el-Muhtâr bin Fulful’den, o da Enes’ten nakletmiştir.
Müslim’in lafzı şöyledir: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescidde aramızda bulunduğu sırada aniden hafifçe bir uykuya daldı, sonra başını tebessüm ederek kaldırdı. Biz: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Seni güldüren nedir?’ dedik. Buyurdu ki: “Biraz önce bana bir sûre indirildi.” Sonra:
“Bismillâhirrahmânirrahîm. Şüphe yok ki Biz sana Kevser’i verdik.O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Şüphesiz asıl şanı/hayrı kesik olan, sana nefret besleyenin kendisidir..” ayetlerini okudu. Ardından: “Kevser’in ne olduğunu biliyor musunuz?” buyurdu. Biz: ‘Allah ve Resûlü daha iyi bilir.’ dedik. Buyurdu ki: “O, Aziz ve Celil olan Rabbimin bana vaad ettiği bir nehirdir. Onun üzerinde pek çok hayır vardır. O, bir havuzdur ki kıyamet günü ümmetim onun başına gelir. Kapları yıldızların sayısı kadardır. Onlardan bir kul çekilip uzaklaştırılır. Ben de: “Rabbim! O benim ümmetimdendir.” derim. Bunun üzerine Allah: “Sen, senden sonra onun ne ortaya çıkardığını bilmezsin.” buyurur.’”
Birçok kıraat âlimi bu hadisle, bu sûrenin Medenî olduğuna delil getirmiştir. Birçok fakih de besmelenin sûreden olduğuna ve sûreyle birlikte indirildiğine bu hadisi delil göstermiştir.
Yüce Allah’ın: “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.”
kavline gelince; bu hadiste geçtiği üzere Kevser, cennette bulunan bir nehirdir.
İmam Ahmed bunu Enes’ten başka bir yolla da rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Bize Affân anlattı, bize Hammâd anlattı, bize Sâbit, Enes’ten haber verdi; şüphesiz o şu ayeti okudu: "(Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik)" ve dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Bana Kevser verildi. Bir de baktım ki o akan bir nehirdir; herhangi bir kanal açılarak akıtılmış değildir. İki kıyısında inci kubbeler vardır. Elimi onun toprağına vurdum; bir de baktım ki toprağı keskin kokulu misktir. Çakıl taşları da incidir.”
İmam Ahmed ayrıca şöyle dedi: Bize Muhammed bin Ebî Adiyy, Humeyd’den, o Enes’ten rivayet etti. Enes dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennete girdim. Bir de baktım ki bir nehir var. İki kıyısında inciden çadırlar bulunuyor. Elimi akan suyun içine soktum. Bir de baktım ki o, güzel kokulu misktir. ‘Ey Cebrâil! Bu nedir?’ dedim. O da: ‘Bu, Aziz ve Celil olan Allah’ın sana verdiği Kevser’dir.’ dedi.”
Buhârî bunu Sahîh’inde rivayet etmiş, Müslim; Şeybân bin Abdurrahman’ın hadisinden, o Katâde’den, o Enes bin Mâlik’ten rivayet etmişlerdir, (Enes) dedi ki: Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) semaya yükseltildiği zaman şöyle buyurdu:
“İçi boş incilerden kubbelerle çevrili bir nehir gördüm. ‘Ey Cebrâil! Bu nedir?’ dedim. O da: ‘Bu Kevser’dir.’ dedi.”
Bu, Buhârî’nin lafzıdır.
İbn Cerîr dedi ki: Bize er-Rabî’ anlattı, bize İbn Vehb, Süleymân bin Bilâl’den, o Şerîk bin Ebî Nemir’den haber verdi, dedi ki: Enes bin Mâlik’i bize anlatırken işittim, dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) İsra gecesinde götürüldüğü zaman Cebrâil onu dünya semasında dolaştırdı. Bir de baktı ki üzerinde inci ve zebercedden bir saray bulunan bir nehir var. Toprağını kokladı; bir de baktı ki misktir. Buyurdu ki: “Ey Cebrâil! Bu nehir nedir?”
Cebrâil: “Bu, Rabbinin senin için sakladığı Kevser’dir.” dedi.
Bu rivayet, daha önce “Sübhân” (İsrâ) sûresinin tefsirinde, Şerîk’in Enes’ten, onun da Nebî’den rivayetiyle geçmiş olup Sahîhayn’da (Buhârî ve Müslim’de) yer almaktadır.
Saîd, Katâde’den, o Enes’ten rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben cennette yürürken karşıma bir nehir çıktı. İki kıyısında içi boş inci kubbeler vardı. Yanımdaki melek bana: ‘Bunun ne olduğunu biliyor musun? Bu, Allah’ın sana verdiği Kevser’dir.’ dedi. Sonra eliyle nehrin toprağına vurdu ve toprağından misk çıkardı.”
Bunu Süleyman b. Tarhân, Ma‘mer, Hemmâm ve başkaları da Katâde’den aynı şekilde rivayet etmişlerdir.
İbn Cerîr dedi ki: Bize Ahmed bin Ebî Sureyc anlattı, bize Ebu Eyyûb el-Abbâsî anlattı, bize İbrâhim bin Sa’d anlattı, bana İbn Şihâb’ın kardeşinin oğlu Muhammed bin Abdullah, babasından, o Enes’ten nakletti. Enes dedi ki: Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) Kevser hakkında soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “O, Allah’ın bana cennette verdiği bir nehirdir. Toprağı mistir. Suyu sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Ona, boyunları deve boyunları gibi olan kuşlar gelir.”
Ebû Bekir: “Ey Allah’ın Resûlü! Öyleyse onlar ne kadar nimet içindedir!” dedi.
Resûlullah: “Onları yiyenler, onlardan daha büyük nimet içindedir.” buyurdu.
Ahmed dedi ki: Bize Ebu Seleme el-Huzâî anlattı, bize el-Leys, Yezîd bin el-Hâd’dan, o Abdulvehhâb’dan, o Abdullah bin Muslim bin Şihâb’dan, o Enes’ten rivayet ettiğine göre bir adam şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü! Kevser nedir?” Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Cennette bulunan bir nehirdir ki Rabbim onu bana vermiştir. O, sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. İçinde boyunları deve boyunları gibi olan kuşlar vardır.”
Ömer: “Ey Allah’ın Resûlü! Şüphesiz onlar pek nimet içindedirler.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Ey Ömer! Onları yiyenler, onlardan daha fazla nimet içindedirler.” buyurdu.
İbn Cerîr bunu Zührî tarikiyle, onun kardeşi Abdullah’tan, onun da Enes’ten rivayetiyle nakletmiştir. Enes’in, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) Kevser hakkında soru sorduğunu ve onun da aynı şekilde cevap verdiğini zikretmiştir.
Buhârî dedi ki: Bize Hâlid bin Yezîd el-Kâhilî anlattı, bize İsrâil, Ebu İshak’tan, o Ebu Ubeyde’den, o da Âişe’den rivayet etti. Râvi dedi ki: Âişe’ye Yüce Allah’ın: “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.”
ayetini sordum. O şöyle dedi: “O, Nebinize (sallallahu aleyhi ve sellem) verilmiş büyük bir nehirdir. İki kıyısında içi boş inciler vardır. Kaplarının sayısı yıldızların sayısı kadardır.”
Daha sonra Buhârî şöyle dedi: Bunu Zekeriyyâ, Ebû’l-Ahvas ve Mutarrif de Ebû İshâk’tan rivayet etmişlerdir. Ahmed ve Nesâî de bunu Mutarrif tarikiyle rivayet etmişlerdir.
İbn Cerîr dedi ki: Bize Ebu Kureyb anlattı, bize Vekî’, Sufyân ve İsrâil’den, onlar Ebu İshak’tan, o Ebu Ubeyde’den, o da Âişe’den rivayet etti.
Âişe şöyle dedi: “Kevser cennette bulunan bir nehirdir. Onun iki kıyısı içi boş incilerden oluşmuştur.” İsrâîl ise şöyle dedi:
“Cennette bulunan bir nehirdir ve üzerinde gökteki yıldızların sayısı kadar kap vardır.”
bize İbn Humeyd anlattı, bize Yakub el-Kummî, Hafs bin Humeyd’den, o Şimr bin Atiyye’den, o Şakîk —veya Mesrûk—'tanrivayet etti. Şöyle dedi: Âişe’ye: “Ey Müminlerin annesi! Bana Kevser’i anlat.” dedim. O şöyle dedi: “Cennetin iç kısımlarında bulunan bir nehirdir.” Ben: “Cennetin iç kısımları nedir?” dedim. Şöyle cevap verdi: “Onun orta kısmıdır. İki kıyısında inci ve yakuttan saraylar vardır. Toprağı misktir, çakıl taşları da inci ve yakuttur.”
bize Ebu Küreyb anlattı, bize Vekî’, Ebu Ca’fer er-Râzî’den, o İbn Ebî Necîh’ten, o da Âişe’den rivayet etti. Âişe şöyle dedi: “Kim Kevser’in şırıltısını işitmeyi severse, iki parmağını kulaklarına koysun.”
Bu rivayet, İbn Ebî Necîh ile Âişe arasında munkatı‘dır (kopuktur). Bazı rivayetlerde ise: (ravi zinciri) “Bir adamdan, o da Âişe’den” şeklindedir.
Bunun manası şudur: Kişi bizzat Kevser’in sesini işitmez; ancak ona benzer bir sesi işitir. En doğrusunu Allah bilir.
Süheylî dedi ki: Bunu ed-Dârakutnî merfu olarak; Mâlik bin Mığvel yolundan, o eş-Şa’bî’den, o Mesrûk’tan, o Âişe’den, o da Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet etmiştir.
Sonra Buhârî dedi ki: Bize Yakub bin İbrâhim anlattı, bize Huşeym anlattı, bize Ebu Bişr, Saîd bin Cübeyr’den, o İbn Abbas’tan haber verdi; İbn Abbâs şöyle dedi: “Kevser, Allah’ın ona verdiği hayırdır.”
Ebû Bişr dedi ki: Saîd b. Cübeyr’e: “Bazı insanlar onun cennette bir nehir olduğunu ileri sürüyorlar.” dedim. Bunun üzerine Saîd şöyle dedi: “Cennetteki nehir de Allah’ın ona verdiği hayrın bir parçasıdır.”
Bunu ayrıca Huşeym’in hadisinden; o Ebu Bişr ve Atâ bin es-Sâib’den, onlar Saîd bin Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etmişlerdir, (İbn Abbas) dedi ki: "Kevser; çok hayırdır."
Ve es-Sevrî, Atâ bin es-Sâib’den, o Saîd bin Cubeyr’den, o İbn Abbas’tan nakletti, İbn Abbas dedi ki: Kevser; çok hayırdır.
Bu tefsir, nehri de diğer şeyleri de içine almaktadır. Çünkü “Kevser”, çokluk anlamındaki “kesret” kökünden gelmektedir ve “pek çok hayır” demektir. O nehir de bu hayırlardan biridir.
Nitekim bunu İbn Abbâs, İkrime, Saîd b. Cubeyr, Mucâhid, Muhârib b. Disâr ve Hasan el-Basrî söylemişlerdir.
Hatta Mücâhid şöyle demiştir:
“O, dünya ve âhiretteki çok büyük hayırdır.”
İkrime ise şöyle demiştir:
“O, nübüvvet, Kur’an ve âhiret sevabıdır.”
İbn Abbâs’tan sahih olarak ayrıca Kevser’i nehir şeklinde tefsir ettiği de rivayet edilmiştir nitekim İbn Cerîr şöyle demiştir: Bize Ebu Kureyb anlattı, bize Ömer bin Ubeyd, Atâ’dan, o Saîd bin Cübeyr’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti.
İbn Abbâs şöyle dedi: “Kevser, cennette bulunan bir nehirdir. İki kıyısı altın ve gümüştendir. Yakut ve inci üzerinde akmaktadır. Suyu kardan daha beyaz ve baldan daha tatlıdır.”
Avfî de İbn Abbâs’tan buna benzer bir rivayet nakletmiştir.
İbn Cerîr dedi ki: Bana Yakub anlattı bize Huşeym anlattı, bize Atâ bin es-Sâib, Muhârib bin Disâr’dan, o İbn Ömer’den haber verdi;
İbn Ömer şöyle dedi: “Kevser cennette bulunan bir nehirdir. İki kıyısı altın ve gümüştendir. İnci ve yakut üzerinde akmaktadır. Suyu sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır.” Tirmizî de bunu İbn Humeyd’den, o da Cerîr’den, o da Atâ bin es-Sâib’den aynı şekilde mevkuf olarak rivayet etmiştir.
Bu rivayet merfû olarak da nakledilmiştir.
İmam Ahmed dedi ki: Bize Ali bin Hafs anlattı, bize Varkâ anlattı, dedi ki... Ve Atâ [bin es-Sâib], Muhârib bin Disâr’dan, o İbn Ömer’den rivayet etti.
İbn Ömer dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Kevser, cennette bulunan bir nehirdir. İki kıyısı altındandır. Su, inciler üzerinde akmaktadır. Suyu sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır.”
Tirmizî, İbn Mâce, İbn Ebî Hâtim ve İbn Cerîr de bunu Muhammed bin Fudayl tarikiyle, Atâ b. es-Sâib’den aynı senedle merfû olarak rivayet etmişlerdir. Tirmizî şöyle demiştir:
“Hasen-sahih bir hadistir.”
İbn Cerîr dedi ki: Bana Yakub anlattı, bize İbn Uleyye anlattı, bize Atâ bin es-Sâib haber verdi, dedi ki: Muhârib bin Disâr bana: "Saîd bin Cubeyr Kevser hakkında ne dedi?" dedi. Dedim ki: "Bize İbn Abbas’tan nakletti ki, o: 'O çok hayırdır' demiştir." Bunun üzerine (Muhârib): "Vallahi doğru söylemiştir, o gerçekten çok hayırdır. Lakin bize İbn Ömer rivayet etti ki, “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.” ayeti indirildiğinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kevser cennette bulunan bir nehirdir. İki kıyısı altındandır ve inci ile yakut üzerinde akmaktadır.’”
İbn Cerîr dedi ki: Bana İbnü’l-Berkî anlattı, bize İbn Ebî Meryem anlattı, bize Muhammed bin Ca’fer bin Ebî Kesîr anlattı, bana Harâm bin Osman, Abdurrahman el-A’rec’den, o Üsâme bin Zeyd’den haber verdi: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün Hamza bin Abdulmuttalib’e geldi; fakat onu bulamadı. Bunun üzerine eşine sordu. Hamza’nın hanımı Benî Neccâr kabilesindendi. Kadın dedi ki: Ey Allah’ın Nebîsi! Biraz önce size doğru çıkmıştı. Sanırım Benî Neccâr’ın bazı sokaklarında sizi kaçırdı (göremedi). Ey Allah’ın Resûlü! İçeri buyurmaz mısınız? Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) içeri girdi.
Kadın ona “hays” (hurma, yağ ve benzeri şeylerden yapılan bir yiyecek) ikram etti. O da ondan yedi.
Sonra kadın şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü! Sana müjdeler olsun, afiyet olsun. Ben de sana gelip tebrik etmek istiyordum. Ebû Umâre bana, senin cennette Kevser adı verilen bir nehirle müjdelendiğini haber verdi.” Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Evet. Onun genişliği —yani tabanı ve zemini— yakut, mercan, zebercet ve incidir.”
Harâm bin Osman zayıf bir râvidir. Lakin bu siyak (anlatım) güzeldir ve şüphesiz bunun aslı sahihtir; bilakis bu (durum), hadis imamlarının pek çoğunun katında kesinlik (kat'iyyet) ifade eden yollardan mütevatir olmuştur. Aynı şekilde Havz hadisleri de böyledir. (Bunları burada zikredeceğiz.)
Yine Enes’ten, Ebû’l-Âliye’den, Mücâhid’den ve seleften birçok kişiden rivayet edilmiştir ki:
Kevser, cennette bulunan bir nehirdir.
Atâ ise şöyle demiştir:
“O, cennette bulunan bir havzdır.”